Aysel Git Başımdan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm, karanlığım, biraz da çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün,
Dağıtır gecelerim sarışınlığını.
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın
Hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Benim için kirletme aydınlığını,
Hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim.

Islığımı denesen hemen düşürürsün,
Gözlerim hızlandırır tenhalığını.
Yanlış şehirlere götürür trenlerim
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
Ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana
Sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ümitsizliğimi olsun anlasana,
Hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim.

Sevindiğim anda sen üzülürsün,
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş
Uzak yalnızlık limanlarına,
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş.
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki,
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm, karanlığım, biraz çirkinim
Aysel git başımdan seni seviyorum.

Attila İLHAN

Elem

Kategori: Şiir Bahçesi, Şiirlerim | 0

Önce babaannemi kaybettik,
Üç hafta sonra öldü anneannem.
Demeye kalmadı Allah’ım bu nasıl elem,
Şimdi de Azrail’i bekliyor,
Yattığı yerde, yorgun yüzlü dedem.

Mustafa Kemal Yılmaz

Sümbülgül

Kategori: Şiir Bahçesi, Şiirlerim | 0

Yine bir ilkbahar yaşıyor gönlüm,
İlkbahar aynı, ben farklı.
Tomurcuk açan kalbimde sen saklısın.
Gün doğumunda şakıyan hüdhüd kuşu sesin,
Gün ortasında açan papatya sen kokuyor.
Erguvanlar kadar renkli o içten gülüşün,
Gün batımı kadar kızıl o salkım salkım saçların.
Çilek kokuyor hava, ama ben kiraz severim.
Senin dudakların gibi kıpkırmızı, al kiraz.
Bakışların ufuk çizgisi, sonsuzluğa bir adım,
Kimi zaman açık ve net, kimi zaman puslu ve gizemli.
Yosun kokuyor nefesin, yeşil giyinmiş dalların,
Denizler kadar dipsiz, çiçekler kadar tazesin.
Yıldızlar kadar çekicisin uzaklardan,
Yakınlığın tanımsız ötesi.
Deniz kızı Eftalya, Prenses Manolya,
Hangisi senin adın?
Son nefeste içime çektiğim hava gibisin baharda,
Tertemiz, sessiz, çoğu zaman eşsiz.
Siz, evet siz…
Şaşırmayın lütfen, sizden bahsediyorum.
Tanımadınız mı? Ben, yani öz be öz eşiniz.
Sizi bana tanıştıran Mayıs ayı kadar mutluyum bu ilkbaharda,
Yağmur yüklü bulutlar üstünde bir kocaman damla,
Deniz üstünde kanat açan saf, bembeyaz bir güvercin,
Sizin üstünüze sırılsıklam yağıyorum,
Sağanak olsam da bazen, çoğu zaman sessiz.
Sizi saran kanatlarım taht, nazik bedeninize,
Ne beyaz atlı prensim, ne de sütten çıkmış akkaşık,
Belki ben benim, sadece size aşık.
Bir armağan iseniz siz eğer bana bahardan,
Benim de bir armağanım var bu yıl bahara.
Ey bahar, ister “ilk” ol ister “son”,
Sevgi bahçemin açan ilk çiçeğini sunuyorum sana,
Nazlı bir gül, kokusu rayihalar saçan bir sümbül.
Soldurma gülümü istiyorum bir ömür boyunca,
Sümbülüm süsün olsun, yeşili soyunup, güzü başucuna koyunca.
Sonsuz güzellikler içinde ben sana bir demet aşk sunuyorum,
Ey Rabbim işit beni,
Herşeyi senin lutfettiğin kadar,
“Sümbülgül”ünü Mayıs’ın onsekizi kadar çok seviyorum.

Mustafa Kemal Yılmaz

La Fonten

Kategori: Şiir Bahçesi, Şiirlerim | 0

Ağustos böceği kadar tembelim bu sabah,
Çalışkan karıncalar baş düşmanım.
Kamplumbağa gözümde bir başka değerli,
Bir timsah kadar miskin bedenim, yatağım bataklık.
Baykuşlar kadar sessiz, porsuklar kadar kirliyim.
Sürüngenler kadar yerle bir olmuş gövdem,
Bacaklarım leyleklerinki kadar uzun.
Kuyruğumu altıma almışım, bilmem ne misali.
Yunusların şefkatine muhtaç omuz başım,
Kaplanlar kadar yırtıcı yaralı yüreğim.
Yılanlar kadar zehirli dil ucum,
Develer kadar kin dolu heybem.
Maymunlar kadar şaklaban dudaklarım,
Tilki kadar sinsi, koyun kadar saf bakışlı gözlerim.
Köpek kadar sadığım kimi zaman sevdiğime,
Kimi zaman bir kedi kadar nankör.
Tavşan kadar beyaz ve yumuşak tenim,
Akbabalar kadar haşin ve sivri pençelerim.
İnsan görünümlü bir leş kargası misali,
Kendi ölümü yemeyi bekliyorum.
İşgüzarlık bu yaptığım, belki biraz bencillik,
Ne kadar çirkin olsa da bir yüzüm,
Söylemeye utansam da insan olan sizlere,
Ne kadar kaypak olduğumu,
Arslan gibi doğrulup yine de kükrüyorum,
“Yaşadıklarım sadece benim görünen yüzüm,
Ben görünmeyen karanlık yüzümü seviyorum”.

Mustafa Kemal Yılmaz

Tuttuğum Nefesler

Kategori: Şiir Bahçesi, Şiirlerim | 0

Bir nefes tuttum, gözlerimi açtım dünyaya,
Gülen yüzleri gördüm.
Bir nefes tuttum, çocukluğumu yaşadım.
Soluk soluğa, biraz nazlı, biraz yaramaz.
Bir nefes tuttum, gençlik rüzgarları esti başımda.
Bazen deli, bazen aklı başında.
Bir nefes tuttum, okul yollarından geçtim.
İlkokulda çiçekli, üniversitede asfalt.
Bir nefes tuttum, hayat boğazında yol aldım.
Yağmurlu akşamlar suladı, güneşten kuruyan gündüzlerimi.
Bir nefes tuttum, sevda denizinde savruldum.
Dalgalar, kayalara çarptı o narin bedenimi.
Bir nefes tuttum, meltem esintileri okşadı ruhumu,
Melekler gibi hafiftim bulutlar üzerinde uçarken.
Bir nefes tuttum, gül yüzlü baharlar soldu,
Ayrılık rüzgarları esti sonbahar matemiyle.
Bir nefes tuttum, gül bahçemde diken bitti,
Kanayan kalbimin hicranından kaçtım.
Bir nefes tuttum, şiirleşti yüreğim,
Duygularımı dizelere döktüm.
Bir nefes tuttum, bir duble ömür doldurdum,
Düş ile gerçeği tek bir kadehte içtim.
Bir nefes tuttum, derinliklere daldım,
Fırsat denizinde saklı inci tanemi aradım.
Bir nefes tuttum, umutsuzluk otağına düştüm,
Mevlaya karşı gelip, el pençe divan durdum.
Bir nefes tuttum, rahmet deryasına yelken açtım,
Uçsuz bucaksız, sahibi mutlak, berrak mı berrak.
Bir nefes tuttum, ihtiyarlıkta gözümü açtım,
Saçlarım beyaz, sakalım ak, aydınlığa veda vakti…
Bir nefes tuttum, ben gülümserken kadere,
Ağıt yakan benleri saydım.
Bir nefes tuttum…
Veremedim.

Mustafa Kemal Yılmaz

Ağlıyorum

Kategori: Şiir Bahçesi, Şiirlerim | 0

Bir ürperti geçti bedenimden bu gece,
Masum, riyasız, saf ve temiz…
Ruhumu yaladı rüzgarın ıslak nefesi,
Solukları sık sık, soğuk ama içten.
Tüylerim diken diken oldu birden?
Yağmur taneleri pencereme dizilmiş inci tanesi,
Denizin dibindeki kadar parlak ve göz alıcı,
Herkes uykuda, bir ben uyanık.
Gözlerim cin olmuş, tavanla hasbihal ediyor.
Dışarıda azgın bir kedi viyaklaması,
Aylardan Mart diye düşünüyorum, gözucumda takvim.
Başucumda bir beyaz kağıt ve bir kalem,
“Bizi al”diye beklercesine sitemle nazar ediyor.
Belleğimde duygular savaşta,
Dansa kaldırmak istiyor sanki her biri beni.
”İlham yok bu gece” diyorum içimden,
Tango yapamam damsız.
Telefonuma bir mesaj geliyor.
Dışarıdan geçen ambulansın sireni kadar kuvvetli,
Heyecanlanıyorum…
Neden, ben de bilmiyorum.
Belki eski bir sevgili, belki de sadece bir dost?
Elim telefona uzanırken, parmaklarım titrek,
Eski yaşadığım gecelerimi düşünüyorum.
Sıcak, sımsıcak, duygu yüklü geceleri…
Şimdi kimsesiz, tek başına evdeyim,
Herkes dağılmış bir yerde.
Babam yok, annem yok, sevgilim…
Artık o da yok.
Herşey beni veya ben herşeyi terkettim.
Gülen yüzde şimdi acı bir tebessüm gölge oyunu oynuyor,
Karanlığı, karşı evde yanan cılız bir ışık aydınlatıyor.
Belki uçuş için yarına hazırlanan bir pilot,
Belkide hastaneye yetişecek yaşlı bir hasta.
Geceyi dinliyorum,
Gündüzleri yorgun, mışıl mışıl uyuyor.
Ölümle yarışan bir Ferrari’nin yırtık sesi bozuyor gecenin dinginliğini,
İmsak vakti girmiş, uzaktan gelen saba makamında ezan sesi.
Dokunaklı, sevecen, delici…
Yataktan kalkıyorum,
Biraz üşengeç, biraz mahçup, biraz riyâkâr…
Amacım rahmet denizinden bir damla yutkunmak,
Geceye gündüzü eş kılan Rabbime hasretle sarılıyorum,
Sanki yıllardır görmemişçesine…
O’nun kollarında yapabildiğim en saf ve bakir şeyi yapıyorum,
Ağlıyorum…

Mustafa Kemal Yılmaz